Turizmin başkenti olarak anılan, her yıl milyonlarca yerli ve yabancı ziyaretçiyi ağırlayan Antalya… Kartpostalları süsleyen denizi, güneşi ve tarihi dokusuyla övündüğümüz bu şehir, ne yazık ki son dönemde çok daha farklı bir manzarayla gündeme geliyor: Çukurlar, yarım bırakılmış yollar ve bitmek bilmeyen altyapı çalışmaları.
Şehrin dört bir yanında karşılaşılan bu manzara artık istisna değil, adeta sıradan bir gerçeklik haline gelmiş durumda. Özellikle son yağışlarla birlikte derinleşen çukurlar, sadece sürüş konforunu değil, sürücü güvenliğini de ciddi şekilde tehdit ediyor. Gün içerisinde onlarca aracın yolda kaldığına, lastik patlattığına ya da alt takımlarının zarar gördüğüne şahit oluyoruz. Vatandaş için bu durum artık bir “sürpriz” değil, günlük hayatın bir parçası.
Sorunun temelinde ise plansızlık ve denetimsizlik yatıyor. Başlatılan yol çalışmaları zamanında tamamlanmıyor, geçici çözümler kalıcı hale geliyor. Üstelik bu eksik ve yetersiz çalışmalar, kimi zaman “hizmet” adı altında sunuluyor. Oysa şehircilik, yalnızca bir işi başlatmak değil, onu doğru, zamanında ve sürdürülebilir şekilde tamamlayabilmektir.
Daha da düşündürücü olan, yaz sezonunun yaklaşmasıyla birlikte Antalya’nın çok daha yoğun bir trafiğe hazırlanıyor olması. Turistlerin yoğun olarak kullandığı ana arterlerde bile bu tür sorunların yaşanması, şehrin imajına ciddi zarar veriyor. Antalya gibi dünya çapında bir destinasyonun yollarının “offroad parkuru”na benzetilmesi, kabul edilebilir bir durum değil.
Elbette çözüm zor değil, yeter ki niyet ve planlama doğru olsun. Öncelikle yol çalışmaları için daha şeffaf ve gerçekçi takvimler oluşturulmalı. Başlatılan projeler, belirlenen sürede tamamlanmalı ve geçici düzenlemeler uzun süreli mağduriyetlere dönüşmemeli. Ayrıca, yağış gibi doğal etkenler göz önünde bulundurularak daha dayanıklı asfalt ve altyapı çözümleri tercih edilmeli. Denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi ve vatandaş geri bildirimlerinin dikkate alınması da bu sürecin önemli bir parçası olmalı.
Unutulmamalıdır ki yollar sadece ulaşım değil, aynı zamanda bir şehrin vitrini, yaşam kalitesinin göstergesidir. Antalya gibi bir şehirde bu vitrin ne kadar düzenli ve güvenli olursa, hem yaşayanlar hem de ziyaret edenler için o kadar değerli hale gelir.
Temennimiz; yetkililerin bu sorunu görmezden gelmek yerine sahiplenmesi, günü kurtaran değil kalıcı çözümler üretmesi ve Antalya’nın hak ettiği şehircilik anlayışına kavuşmasıdır. Çünkü bu şehir, çukurlarla değil, güzellikleriyle anılmayı fazlasıyla hak ediyor.
